Hayatımızın fiziksel koşullarını düşündüğümüzde çok rahat ve ileri bir aşamadaymışız yanılsamasına kapılırız. Örneğin ben bu yazıyı bilgisayarda yazıyorum ve yazıyı yazarken çok güzel halk türküleri dinliyorum. Ama yazdığımın içeriği ne kadar da rahatsız edici. Oysa yazıyı yazarken kullandığım imkanları gerçek imkanlar olarak görüp kendimi melankoliye kaptırmasam ne kadar mutlu olurdum değil mi? Oysa bir insan yok. İçimin fırtınasını anlayarak dindirecek. Bir insan. Bir dost. Çok rahat bunun benim insanlarla iletişim kuramamla ilgili olduğunu düşünüp işin içinden çıkabilirsiniz. Etrafımdakiler benim gibi; midemi bulandıran, beni rahatsız eden süreçlerden öyle yada böyle etkilenmişlerdir. Fakat bu etkilenmişliği kişisel insani bütünlüğe darbe olarak adlandıran çok az insan var. Ulusal ve küresel işleyişten pay alamadığım için bunları yazdığımı düşünenler elbette olacaktır. Bu doğru değil! Hem maddi hem manevi anlamda hem ulusal düzeydeki hem de uluslararası düzeydeki işleyişin zirvesinde oturmuş seyrediyorum. Ve gördüklerimin dile gelişinin tadı ağzımın tadını kaçırıyor. Yazmakla sizinde ağzınızın tadını kaçırıyorum. Yazıyı öğreten Rabbe hamdolsun. Bu acı tada ortak bulmamı sağladı.
Malthusçu ekonomik değer bölüşümü kaçınılmaz bir şekilde birilerinin sürekli geçim kaygısı içinde yaşamasına neden oluyor. Bu kaygı; ekonomik değeri, birilerinin emeğine ve zenginliğine el koyarak elinde tutanların yaşam tarzına muktedir olmalarını beraberinde getirmektedir. Güzelliğin, çirkinliğin; uygunluğun, uyumsuzluğun; iyinin, kötünün, doğrunun, yanlışın; sanatın ve estetiğin ölçülerini artık bunlar belirlemektedirler. Bütün bu ölçülere paçavra muamelesi yapmak melankoliye neden olmaktadır. aksi ise insani bütünlüğün parçalanmasına neden olmaktadır. Hedefe oturttuğum şey iktidar örgütlenmesi değildir. Öyle yada böyle iktidar kaçınılmazdır. Çünkü insani bütünlük adaleti kaçınılmaz kılmaktadır. Adalet mefhumunun orman kanunu olarak anlaşılmaması için iktidar zorunludur. Ama nasıl bir iktidar?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder